(62) 24.Mektup/2 | Dua ubûdiyetin ruhudur. Zahiri maksadlar ise, o duanın vakitleridir.
Автор: Av. Ali Kurt ile Risale Dersleri
Загружено: 2021-12-06
Просмотров: 6257
Описание:
62 Ders Mektubat 1. Kısım 24. Mektup, sayfa 129, 130, 131(Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha)
Dua Nasıl yapılır?
Madem o Habîbullâhtır. Bu kadar salavât ve duâya ne ihtiyacı var?
Bazen kat‘î olacak işler için duâ edilir. Meselâ, husûf ve küsûf namazındaki duâ gibi. Hem bazen hiç olmayacak şeyler için duâ edilir
Duânın en güzel, en latîf, en lezîz, en hazır meyvesi neticesi?
AYRICA
61 Ey insanlar! Duânız olmazsa, ne ehemmiyetiniz var? Av. Ali KURT
• (61) 24.Mektup/1 | Ey insanlar! Duanız olm...
60 Allah (c.c.), Kur’ân, Kanâat, Nefis ve Ölüm deki Nasihat. Av. Ali KURT
• (60) 23.Mektup/3 | Dost istersen Allah yet...
59 SABIR Nedir? Hz. Peygamber nübüvvetten evvel nasıl ibadet ederdi? Av. Ali KURT
• (59) 23.Mektup/2 | Cenab-ı Hak sabırlı ada...
İkinci Nükte: Duânın te’sîri azîmdir. Hususan duâ külliyet kesb ederek devam etse, netice vermesi gālibdir. Belki dâimîdir. Hatta denilebilir ki, sebeb-i hilkat-i âlemin birisi de, duâdır. Yani kâinâtın hilkatinden sonra, başta nev‘-i beşer ve onun başında âlem-i İslâm ve onun başında Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın muazzam olan duâsı, bir sebeb-i hilkat-i âlemdir. Yani Hâlik-ı Âlem, istikbâlde o zâtı nev‘-i beşer nâmına, belki mevcûdât hesabına bir saadet-i ebediye, bir mazhariyet-i esmâ-yı İlâhiye isteyecek bilmiş, o gelecek duâyı kabul etmiş, kâinâtı halketmiş. Madem duânın bu derece azîm ehemmiyeti ve vüs‘ati vardır; hiç mümkün müdür ki, bin üç yüz elli senede, her vakitte, nev‘-i beşerden üç yüz milyon cin ve ins ve melek ve rûhâniyâttan had ve hesaba gelmez mübârek zâtlar, bil’ittifâk Zât-ı Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında rahmet-i uzmâ-yı İlâhiye ve saadet-i ebediye ve husûl-ü maksûd için duâları, nasıl kabul olmasın? Hiçbir cihetle mümkün müdür ki, o duâları reddedilsin?
Madem bu kadar külliyet ve vüs‘at ve devam kesb edip, lisân-ı isti‘dâd ve ihtiyâc-ı fıtrî derecesine gelmiş. Elbette o Zât-ı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, duâ neticesi olarak öyle bir makam ve mertebededir ki, bütün ukūl toplansa, bir akıl olsalar, o makamın hakîkatini tamamıyla ihâta edemezler. İşte ey müslüman! Senin rûz-u mahşerde böyle bir şefîin var. Bu şefîin şefâatini kendine celb etmek için, sünnetine ittibâ‘ et!
Eğer desen: “Madem o Habîbullâhtır. Bu kadar salavât ve duâya ne ihtiyacı var?”
Elcevab: O Zât (asm) umum ümmetinin saadetiyle alâkadâr ve bütün efrâd-ı ümmetinin her nevi‘ saadetleriyle hissedardır. Ve her nevi‘ musibetleriyle endişedârdır. İşte, kendi hakkında merâtib-i saadet ve kemâlât hadsiz olmakla beraber, hadsiz efrâd-ı ümmetinin, hadsiz bir zamanda, hadsiz envâ‘-ı saadetlerini harâretle arzu eden ve hadsiz envâ‘-ı şekāvetlerinden müteessir olan bir zât, elbette hadsiz salavât ve duâ ve rahmete lâyıktır ve muhtaçtır.
Eğer desen: “Bazen kat‘î olacak işler için duâ edilir. Meselâ, husûf ve küsûf namazındaki duâ gibi. Hem bazen hiç olmayacak şeyler için duâ edilir.”
Elcevab: Başka Sözler’de îzâh edildiği gibi, duâ bir ibâdettir. Abd, kendi aczini ve fakrını duâ ile i‘lân eder. Zâhirî maksadlar ise, o duânın ve o ibâdet-i duâiyenin vakitleridir. Hakîkî fâideleri değil. İbâdetin fâidesi âhirete bakar. Dünyevî maksadlar hâsıl olmazsa, “O duâ kabul olmadı” denilmez. Belki “Daha duânın vakti bitmedi” denilir. H em hiç mümkün müdür ki, bütün ehl-i îmânın, bütün zamanlarda mütemâdiyen kemâl-i hulûs ve iştiyâk ve duâ ile istedikleri saadet-i ebediye onlara verilmesin? Ve bütün kâinâtın şehâdetiyle hadsiz rahmeti bulunan o Kerîm-i Mutlak, o Rahîm-i Mutlak, bütün onların o duâsını kabul etmesin ve saadet-i ebediye vücûd bulmasın?
Üçüncü Nükte: Duâ-yı kavlî-i ihtiyârînin makbûliyeti iki cihetledir. Ya aynı matlûbu ile makbûl olur. Veyahud daha evlâsı verilir. Meselâ, birisi kendine bir erkek evlâd ister. Cenâb-ı Hakk Hazret-i Meryem (ra) gibi bir kız evlâdını veriyor. “Duâsı kabul olunmadı” denilmez. “Daha evlâ bir sûrette kabul edildi” denilir. Hem bazen kendi dünyasının saadeti için duâ eder. Duâsı âhiret için kabul olunur. “Duâsı reddedildi” denilmez. Belki “Daha enfâ‘ bir sûrette kabul edildi” denilir ve hâkezâ. Madem Cenâb-ı Hakk Hakîm’dir. Biz ondan isteriz. O da bize cevab verir. Fakat hikmetine göre bizimle muâmele eder. Hasta, tabîbin hikmetini ithâm etmemeli. Hasta bal ister, tabîb-i hâzık sıtması için sulfato verir. “Tabîb beni dinlemedi” denilmez. Belki âh ü fîzârını dinledi, işitti, cevab da verdi. Maksûdun iyisini yerine getirdi.
Dördüncü Nükte: Duânın en güzel, en latîf, en lezîz, en hazır meyvesi neticesi şudur ki: Duâ eden adam bilir ki, birisi var ki, onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli, her şeye yetişir. Bu büyük dünya hânında o yalnız değil. Bir Kerîm zât var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyâcâtını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def‘ edebilir bir zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah, bir inşirâh duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ der.
Beşinci Nükte: Duâ, ubûdiyetin ruhud...
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: