(120) 30.Söz/12, Sh 231 | Zerre | Birinci Mebhas | Zerrenin hareket ve sükûnetinde iki nûr-u tevhîd
Автор: Risale-i Nur Dersleri Ali KURT
Загружено: 2026-01-23
Просмотров: 993
Описание:
Birinci Nokta: İki Mebhas’tır. Birinci Mebhas: Her zerrede, hem hareketinde, hem sükûnetinde iki güneş gibi iki nûr-u tevhîd parlıyor. Çünkü Onuncu Söz’ün Birinci İşareti’nde icmâlen ve Yirmi İkinci Söz’de tafsîlen isbat edildiği gibi, her bir zerre,eğer me’mûr-u İlâhî olmazsa ve onun izni ve tasarrufu ile hareket etmezse ve ilim ve kudretiyle tahavvül etmezse, o vakit her bir zerrenin nihâyetsiz bir ilmi, hadsiz bir kudreti, her şeyi görür bir gözü, her şeye bakar bir yüzü, her şeye geçer bir sözü bulunmak lâzım gelir. Çünkü anâsırın her bir zerresi, her bir cism-i zîhayatta muntazaman işler veya işleyebilir. Eşyânın intizâmâtı ve kavânîn-i teşekkülâtı birbirine muhâliftir. Onların nizâmâtı bilinmezse, işlenilmez, işlenilse de yanlışsız yapılmaz. Halbuki yanlışsız yapılıyor. Öyle ise o hizmet eden zerreler, ya bir ilm-i muhît sâhibinin izin ve emriyle ve ilim ve irâdesiyle işliyorlar; veyahud kendilerinde öyle bir muhît ilim ve kudret bulunmak lâzım geliyor.
Evet, havanın her bir zerresi, her bir zîhayatın cismine, her bir çiçeğin her bir meyvesine, her bir yaprağın binasına girip işleyebilir. Halbuki onların teşkîlatları ayrı ayrı tarzdadır. Başka başka nizâmâtı var. Bir incir meyvesinin fabrikası, farazâ çuhamakinesi gibi olsa, bir nar meyvesinin fabrikası da şeker makinesi gibi olacaktır. Ve hâkezâ, o binaların, o cisimlerin programları birbirinden başkadır. Şimdi şu zerre-i havaiye, bütün onlara girer veya girebilir. Ve gayet hakîmâne ve üstâdâne yanlışsız olarak işler, vaz‘iyetler alır. Vazîfesi bittikten sonra kalkar, gider.
İşte müteharrik havanın müteharrik zerresi, ya nebâtâta veya hayvanâta, hatta meyvelerine ve çiçeklerine giydirilen sûretlerin, mikdarların teşkîlatını, biçimini bilmesi lâzım geldiği; veyahud onlar, bir bilenin emir ve irâdesiyle me’mur olması lâzım geldiği gibi; sâkin toprağın, sâkin olan her bir zerresi bütün çiçekli nebâtâtın ve meyvedâr ağaçların tohumlarına medâr ve menşe’ olmak kābil olduğundan, hangi tohum gelse o zerrede, yani misliyet i‘tibâriyle bir zerre hükmünde olan bir avuç toprakta kendine mahsûs bir fabrika ve bütün levâzımâtına ve teşkîlatına lâzım bütün cihâzâtı bulunduğundan, o zerrede ve o zerrenin kulübeciği olan o bir avuç toprakta, eşcâr ve nebâtât ve çiçekler ve meyveler envâı adedince muntazam ma‘nevî makine ve fabrikaları bulunması; veyahud mu‘cizekâr, her şeyi hiçten îcâd eder ve her şeyin her şeyini ve her cihetini bilir bir ilim ve kudret bulunması lâzımdır. Veyahud bir Kadîr-i Mutlak, bir Alîm-i Küll-i Şey’in emir ve izni ile, havl ve kuvveti ile o vazîfeler gördürülür.
Evet, nasıl ki acemi, ham, âmî, âdî, hem kör bir adam Avrupa’ya gitse, bütün fabrikalara, tezgâhlara girse, üstâdâne kemâl-i intizâm ile her bir san‘atta, her bir binada işler, öyle eserler yapar ki, nihâyet derecede hikmetli, san‘atlı, herkesi hayrette bırakır. Zerre mikdar şuûru olan bilir ki, o adam, kendi başı ile işlemiyor, belki bir üstâd-ı küll,
Sayfa 233
ona ders verir, işlettirir. Hem nasıl ki bir kör, âciz, yerinden kalkamıyor, basit bir kulübeciğinde oturmuş bir adam bulunuyor. Halbuki o kulübeciğe bir dirhem gibi küçük bir taş, kemik ve pamuk gibi birer madde veriliyor. Halbuki o kulübecikten batmanlarla şeker, toplarla çuha, binlerle mücevherât, gayet san‘atlı, murassaâtlı libâslar, lezzetli taâmlar çıkıp gelse, zerre mikdar aklı olan demeyecek mi ki, “O adam gayet mu‘cizekâr bir zâtın menşe’-i mu‘cizâtı olan fabrikasının bir mandalı veyahud miskin bir kapıcısıdır?”
Aynen öyle de, havanın zerreleri, her biri birer mektûbât-ı Samedâniye, birer antika-i san‘at-ı Rabbâniye, birer mu‘cize-i kudret, birer hârika-i hikmet olan nebâtât ve eşcâr, ezhâr ve esmârdaki harekât ve hıdemâtları, bir Sâni‘-i Hakîm-i Zülcelâl’in, bir Fâtır-ı Kerîm-i Zülcemâl’in emir ve irâdesiyle hareket ettiğini; ve toprağın zerreleri dahi her biri birer ayrı makine ve tezgâh, birer ayrı matbaa, birer ayrı hazine, birer ayrı antika ve Sâni‘-i Zülcelâl’in esmâsını i‘lân eden birer ayrı i‘lânnâme ve kemâlâtını söyleyen birer ayrı kasîde hükmünde olan o tohumcuklarının, o çekirdeklerinin sünbüllerine, ağaçlarına menşe’ ve medâr olmaları, emr-i künfeyekûne mâlik, her şey emrine musahhar bir Sâni‘-i Zülcelâl’in emriyle, izniyle, irâdesiyle, kuvvetiyle olması, iki kerre iki dört eder gibi kat‘îdir. Âmennâ.
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: