(90) 28.Mektup 3 ve 4. Mesele | Ne çileler içinde bizlere gelen şu hizmet-i Kur'âniyedeki üç keramet
Автор: Av. Ali Kurt ile Risale Dersleri
Загружено: 2022-02-20
Просмотров: 2680
Описание:
90. Ders 28. Mektup 3. Mesele olan 3. Risale tetime ve 4. risale olan 4. mesele Sayfa , 238, 239, 240, 241, 242 (Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha)
Risale-i nur' un telifindeki hızlılık.
Bediüzzamana yapılan tazyikatlar ve onun bu olaylara bakışı.
Ayrıca
MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT
• MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT
Yirmi Sekizinci Mektub’un Üçüncü Mes’elesi’nin tetimmesi olabilir
Küçük ve hususî bir mektubdur.
Âhiret kardeşlerim ve çalışkan talebelerim Husrev Efendi ve Re’fet Bey,
Sözler nâmındaki envâr-ı Kur’âniyede üç kerâmet-i Kur’âniyeyi hissediyorduk. Sizler dahi gayret ve şevkinizle bir dördüncüsünü ilâve ettirdiniz. Bildiğimiz üç ise:
Birisi: Te’lîfinde fevkalâde suhûlet ve sür‘attir. Hatta beş parça olan On Dokuzuncu Mektub, iki-üç günde ve her günde üç-dört saat zarfında, mecmûu on iki saat eder, kitapsız, dağda, bağda te’lîf edildi. Otuzuncu Söz hastalıklı bir zamanda, beş-altı saatte te’lîf edildi. Yirmi Sekizinci Söz olan cennet bahsi bir veya iki saatte, Süleyman’ın dere bahçesinde te’lîf edildi. Ben ve Tevfîk ile Süleyman bu sür‘ate hayrette kaldık ve hâkezâ. Te’lîfinde bu kerâmet-i Kur’âniye olduğu gibi,
İkincisi: Yazmasında dahi fevkalâde bir suhûlet, bir iştiyâk ve usanmamak var. Şu zamanda ruhlara, akıllara usanç veren çok esbâb içinde, bu Sözlerden biri çıkar, birden çok yerlerde kemâl-i iştiyâk ile yazılmaya başlanıyor. Mühim meşgaleler içinde onlar her şeye tercîh ediliyor ve hâkezâ.
Üçüncü Kerâmet-i Kur’âniye: Bunların okunması dahi usanç vermiyor. Hususan ihtiyaç hissedilse okundukça zevk alınıyor, usanılmıyor.
İşte siz dahi Dördüncü bir Kerâmet-i Kur’âniye’yi isbat ettiniz. Husrev gibi kendine tenbel diyen ve beş senedir Sözler’i işittiği halde yazmaya cidden tenbellik edip başlamayan bir kardeşimiz, bir ayda on dört kitabı güzel ve dikkatli yazması, şübhesiz dördüncü bir kerâmet-i esrâr-ı Kur’âniyedir. Hususan Otuz Üçüncü Mektub olan Otuz Üç Pencerelerin kıymeti tamamen takdîr edilmiş ki, gayet dikkatle ve güzel yazılmış. Evet, o risâle, ma‘rifetullâh ve îmân-ı billâh için en kuvvetli ve en parlak bir risâledir. Yalnız baştaki pencereler gayet icmâl ve ihtisâr ile gidilmiştir. Fakat gittikçe inkişâf eder. Daha ziyâde parlar. Zaten sâir te’lîfâta muhâlif olarak ekser Sözler’in başları mücmel başlar. Gittikçe genişlenir, tenvîr eder.
Dördüncü Risâle olan Dördüncü Mes’ele
بِاسْمِه۪
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يسَبِّحُ بِحَمْدِه۪
İhvânlarıma medâr-ı intibâh bir hâdise-i cüz’iyeye dâir bir suâle cevabdır.
Azîz kardeşlerim, suâl ediyorsunuz ki: “Câmi‘-i şerîfinize, Cum‘a gecesinde, sebebsiz olarak, mübârek bir misafirin gelmesiyle tecâvüz edilmiş. Bu hâdisenin mâhiyeti nedir? Neden sana ilişiyorlar?” Elcevab: Dört noktayı bilmecbûriye Eski Said lisânıyla beyân edeceğim. Belki ihvânlarıma medâr-ı intibâh olur. Siz de cevabınızı alırsınız.
Birinci Nokta: O hâdisenin mâhiyeti, hilâf-ı kānûn ve sırf keyfî ve zındıka hesabına, cum‘a gecesinde kalbimize telâş vermek ve cemâate fütûr getirmek ve beni misafirlerle görüştürmemek için bir desîse-i şeytâniye ve münâfıkāne bir taarruzdur. Garâibdendir ki, o geceden evvel olan perşembe günü tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi. Benim ile arkadaşımın ortasından geçti. Arkadaşıma “O yılandan dehşet alıp korktun mu?” diye sordum. “Gördün mü?” O dedi: “Neyi?” Dedim: “Bu dehşetli yılanı.” Dedi: “Yok görmedim ve göremiyorum.” “Fesübhânallâh!” dedim. “Bu kadar büyük bir yılan, ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin?” O vakit hatırıma bir şey gelmedi. Sonra kalbime geldi ki, “Bu sana işarettir, dikkat et!” Düşündüm ki, gecelerde gördüğüm yılanlar nev‘indendir. Yani gecelerde gördüğüm yılanlar ise, hıyânet niyetiyle her ne vakit bir me’mur yanıma gelse, ...
SAYFA 240
SAYFA 241
SAYFA 242
Buradaki me’murlar, nüfûz-u hükûmeti ağrâz-ı şahsiyede isti‘mâl ediyorlar. Fakat Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’e yüz binler şükrediyorum ve tahdîs-i ni‘met sûretinde derim ki: Bütün onların bu tazyîkātSıkıştırmalar ve istibdâdları, envâr-ı Kur’âniyeyi ışıklandıran gayret ve himmet ateşine odun parçaları hükmüne geçiyor. İş‘âl ediyor, parlatıyor. Ve o tazyîkleri gören ve gayretin harâretiyle inbisât eden o envâr-ı Kur’âniye, Barla yerine bu vilâyeti, belki ekser memleketi bir medrese hükmüne getirdi. Onlar beni bir köyde mahbûs zannediyor. Zındıkların rağmine olarak bil’akis Barla, kürsî-i ders olup, Isparta gibi çok yerler medrese hükmüne geçti.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: