(92) 28.Mektup 6.Mesele/2 | Vehhabî mes’elesinin alem-i İslamın an‘anesi i‘tibariyle üç esası.
Автор: Av. Ali Kurt ile Risale Dersleri
Загружено: 2022-02-23
Просмотров: 3321
Описание:
92 Mektubat Dersleri 28. Mektup. 6. Risale olan 6.meselenin 2. nüktesi sayfa 244, 245, 246, 247 (Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha)
Haremeyni şerifeyne vahabilerin tasallutu
Ayrıca
MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT
• MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT
İkinci Nükte: Şu Vehhâbî mes’elesinin âlem-i İslâmın an‘anesi i‘tibâriyle nasıl ki üç esası var. Öyle de âlem-i insaniyet i‘tibâriyle dahi “Üç Esası” vardır.
Birincisi: Ehl-i dünyânın ve maddî târihin nazarıyla, nev‘-i beşerin hayat-ı ictimâiyesi noktasında bakılsa, görülüyor ki, hayat-ı ictimâiye-i siyâsiye i‘tibâriyle beşer birkaç devri geçirmiş. Birinci devri, vahşet ve bedevîlik devri. İkinci devri, memlûkiyet devri. Üçüncü devri, esîr devri. Dördüncüsü, ecîr devri. Beşincisi, mâlikiyet ve serbestiyet devridir. Vahşet devri dinlerle, hükûmetlerle tebdîl edilmiş, nîm-medeniyet devri açılmış. Fakat nev‘-i beşerin zekileri ve kavîleri, insanların bir kısmını abd ve memlûk ittihâz edip hayvan derecesine indirmişler. Sonra bu memlûkler dahi bir intibâha düşüp gayrete gelerek, o devri esîr devrine çevirmişler. Yani memlûkiyetten kurtulup, fakat اَلْحُكْمُ لِلْغَالِبِ olan zâlim düstûruyla, yine insanların kavîleri zaîflerine esîr muâmelesi yapmışlar. Sonra ihtilâl-i kebîr gibi çok inkılâblarla, o devir de ecîr devrine inkılâb etmiş. Yani zenginler olan havâs tabakası, avâmı ve fukarâyı ücret mukābilinde hizmetkâr ittihâz etmesi, yani sermaye sâhibleri ehl-i sa‘y ve ameli küçük bir ücrete mukābil istihdâm etmeleridir. Bu devirde sû’-i isti‘mâlât o dereceye vardı ki, birsermayedâr kendi yerinde oturup, bankalar vâsıtasıyla
SAYFA 245
bir günde bir milyon kazandığı halde, bir bîçâre amele sabahtan akşama kadar tahtelarz ma‘denlerde çalışıp, kūt-u lâyemût derecesinde on kuruşluk bir ücret kazanıyor. Şu hâl, müdhiş bir kin, bir iğbirâr verdi ki, avâm tabakası havâssa i‘lân-ı isyân etti. Şu asrın ta‘bîriyle sosyalistlik, bolşeviklik sûretinde, evvel Rusya’yı zîr u zeber edip, geçen harb-i umûmîden istifâde ederek her yerde kök saldılar. Şu bolşevizmin perdesi altındaki kıyâm-ı avâm, havâssa karşı bir kin ve bir tezyîf fikrini verdiğinden, büyüklere ve havâssa âit medâr-ı şeref her şeyi kırmak için bir cesâret vermiş.
İkinci Esas: Şu asır, menfî milliyeti çok ileri sürdü. Anâsır-ı İslâmiye hiç muhtaç olmadığı halde, şu milliyet fikrine körü körüne sarıldılar. Menfî milliyet ise, mukaddesât-ı dîniyeye hürmetkâr olamıyor. Bahaneler buldukça ilişmek istiyor.
Üçüncü Esas: Sükût…
Üçüncü Nükte: Meslekler, mezhebler ne kadar bâtıl da olsalar, içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakîkat bulunur. Eğer âsârına ve neticelerine hükmeden hak ve hakîkat ise ve menfî cihetleri müsbet cihetlerine mağlûb ise, o meslek haktır. Eğer içindeki hak ve hakîkat, neticelere hükmedemiyor ve menfî ciheti müsbet cihetine galebe ediyorsa, o meslek bâtıldır. Onun ehli, ehl-i bid‘a ve dalâlet olur. İşte bu kaideye binâen, âlem-i İslâmdaki ehl-i bid‘a fırkalarına bakılsa görülüyor ki, her biri bir hakka istinâd edip gitmiş. Fakat menfî ciheti ya garaz veya inâd gibi bir sebeble o mesleğin âsârı dalâlet hesabına çalışmıştır.
Meselâ, Şîalar Kur’ân’ın emrine imtisâlen Ehl-i Beyt’in muhabbetini esas tutup, sonra intikam-ı milliye cihetinden bir garaz gelerek, meşrû‘ muhabbet-i Ehl-i Beyt’in âsârını zabt ederek, Sahâbe ve Şeyhayn’in buğzuna bina edip, âsâr göstermişler. لَا لِحُبِّ عَلِيٍّ بَلْ لِبُغْضِ عُمَرَ olan darb-ı meseline mâsadak olmuşlar. Hem meselâ, Vehhâbîler ve Hâricîler ise, nusûs-u şerîata ve sarîh-i âyâta ve zavâhir-i ehâdîse istinâd ederek, hâlis tevhîde münâfî ve sanemperestliği îmâ edecek her şeyi reddetmekliği kaide tutmuşlar. Fakat birinci nüktedeki üç esasta beyân edilen sebebler cihetinden gelen menfî garazlar, onları haktan çevirip dalâlete saptırmış ki, ifrât derecesinde tahrîbât yapıyorlar. Ve hâkezâ, Cebrî olsun, Mu‘tezile
SAYFA 246
SAYFA 247
Fakat Vehhâbîler’in seyyiât ve tahrîbâtlarıyla beraber, medâr-ı şükrân bir cihetleri var ki, o çok mühimdir. Belki onların tahrîbkârâne olan seyyiâtlarına mukābil o cihettir ki, onları şimdilik muvaffak ediyor. O cihet de şudur ki: Namaza çok dikkat ediyorlar. Şerîatın ahkâmına tatbîk-i harekete çalışıyorlar. Başkaları gibi lâkaydlık etmiyorlar. Güya dinin taassubu nâmına tecâvüz ediyorlar, başkalar gibi dinin ehemmiyetsizliğine binâen şeâir-i dîniyeyi tahrîb etmiyorlar.
Hem Vehhâbîlik az bir fırkadır. Koca âlem-i İslâmın havz-ı kebîri içinde ya erir, ya i‘tidâle gelir. Çünki menbaı hâriçte değil ki, âlem-i İslâmı bulandırsın. Menbaı hâriçte olsaydı, çok düşündürecekti.
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: