(60) 23.Mektup/3 | Dost istersen Allah yeter. Ahsenü’l-kasas olan Kıssa-i Yusuf'un hatimesi.
Автор: Av. Ali Kurt ile Risale Dersleri
Загружено: 2021-11-29
Просмотров: 6167
Описание:
60 Ders Mektubat 1. Kısım 23. Mektup, sayfa 126,127 (Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha)
Kabrin arkası için çalışınız.
Kıssa-ı Yûsuf’un hâtimesi
Dost istersen Allah yeter.
Yârân istersen Kur’ân yeter.
Saadet-i ebediyeye yardım eden küçük değildir.
Ayrıca
59 SABIR Nedir? Hz. Peygamber nübüvvetten evvel nasıl ibadet ederdi? Av. Ali KURT
• (59) 23.Mektup/2 | Cenab-ı Hak sabırlı ada...
58 DUA NASIL olmalı? Büyük zatlar Nasıl ANILIR? Mezhep imamlarımı, şeyhler mi üstün? Av. Ali KURT
• (58) 23.Mektup/1 | Mü’minin mü’mine en iyi...
57 GIYBET Nedir? Neden Kötülenir? Av. Ali KURT
• (57) 22.Mektup Hatime | Gıybette doğru des...
Yedinci Suâliniz: “ خَيْرُ شَبَابِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِكُهُولِكُمْ وَشَرُّ كُهُولِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِشَبَابِكُمْ ”hadîs midir? Bundan murad nedir?”
Elcevab: Hadîs olarak işitmişim. Murad da şudur ki: En hayırlı genç odur ki, ihtiyâr gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esîr olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyârlarınızın en kötüsü odur ki, gaflette ve hevesâtta gençlere benzemek ister. Çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi‘ olur.
Senin levhanda gördüğün ikinci parçanın sahîh sûreti şudur ki, ben başımın üstünde onu bir levha-i hikmet olarak ta‘lîk etmişim. Her sabah ve akşam ona bakarım, dersimi alırım.
“Dost istersen Allah yeter.” Evet, o dost ise, her şey dosttur. “ Yârân istersen Kur’ân yeter.” Evet, ondaki enbiyâ ve melâike ile hayâlen görüşür ve vukūâtlarını seyredip ünsiyet eder. “Mal istersen kanâat yeter.” Evet, kanâat eden iktisad eder. İktisad eden bereket bulur. “Düşman istersen nefis yeter.” Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer. Kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider. “Nasihat istersen ölüm yeter.” Evet, ölümü düşünen hubb-u dünyâdan kurtulur. Ve âhiretine ciddî çalışır.
Yedinci mes’elenize bir sekizinciyi ben ilâve ediyorum. Şöyle ki: Bir-iki gün evvel bir hâfız, Sûre-i Yûsuf’dan bir aşr, tâ تَوَفَّن۪ي مُسْلِمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَ ’e kadar okudu. Birden ânî bir sûrette bir nükte kalbe geldi. Kur’ân’a ve îmâna âit her şey kıymetlidir. Zâhiren ne kadar küçük olursa olsun, kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden küçük değildir. Öyle ise, “Şu küçük bir nüktedir, şu îzâha ve ehemmiyete değmez” denilmez. Elbette şu çeşit mesâilde en birinci talebe ve muhâtab olan ve nüket-i Kur’âniye’yi takdîr eden İbrahim Hulûsî, o nükteyi işitmek ister. Öyle ise dinle! En güzel bir kıssanın güzel bir nüktesidir.
Ahsenü’l-kasas olan Kıssa-i Yûsuf Aleyhisselâm hâtimesini haber veren تَوَفَّن۪ي مُسْلِمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَ âyetinin ulvî ve latîf ve müjdeli ve i‘câzkârâne bir nüktesi şudur ki: Sâir ferahlı ve saadetli kıssaların âhirindeki zevâl ve firâk haberlerinin acıları ve elemi, kıssadan alınan hayâlî lezzeti acılaştırıyor, kırıyor. Bâhusus kemâl-i ferah ve saadet içinde bulunduğunu ihbâr ettiği hengâmda mevtini ve firâkını haber vermek daha elîmdir. Dinleyenlere “Eyvâh!” dedirtir.
Halbuki şu âyet, Kıssa-ı Yûsuf’un en parlak kısmı ki, Azîz-i Mısır olması, peder ve vâlidesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yûsuf’un (as) mevtini şöyle bir sûrette haber veriyor ve diyor ki:
“Şu ferahlı ve saadetli vaz‘iyetten daha saadetli, daha parlak bir vaz‘iyete mazhar olmak için, Hazret-i Yûsuf (as) kendisi Cenâb-ı Hakk’dan vefatını istedi ve vefat etti. O saadete mazhar oldu.” Demek o dünyevî lezzetli saadetten daha câzibedâr bir saadet ve ferahlı bir vaz‘iyet, kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm gibi hakîkatbîn bir zât, o gayet lezzetli dünyevî vaz‘iyet içinde, gayet acı olan mevti istedi. Tâ öteki saadete mazhar olsun.
İşte Kur’ân-ı Hakîm’in şu belâgatine bak ki, Kıssa-ı Yûsuf’un hâtimesini ne sûretle haber verdi. O haberde dinleyenlere elem ve teessüf değil, belki bir müjde ve bir sürûr ilâve ediyor. Hem irşâd ediyor ki: “Kabrin arkası için çalışınız!” Hakîkî saadet ve lezzet ondadır. Hem Hazret-i Yûsuf’un (as) âlî sıddîkiyetini gösteriyor ve diyor: “Dünyanın en parlak ve en sürûrlu hâleti dahi ona gaflet vermiyor. Onu meftun etmiyor. Yine âhireti istiyor.”
اَلْبَاق۪ي هوَ الْبَاق۪ي
Saîdü’n-Nûrsî
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: