Madam Bovary - Gustave Flaubert // konuk Esra Dicle // Deniz Yüce Başarır ile Ben Okurum
Автор: Deniz Yüce Başarır
Загружено: 2025-11-16
Просмотров: 2465
Описание:
Hayalim üç kelime, o da şöyle: Evli, mutlu, çocuklu, demiş bir büyük düşünür. Dünya edebiyatına yön vermiş klasik bir eserin konuşulacağı bir podcast bölümüne bir Demet Akalın şarkısıyla başlamak da bana nasip oldu, çok şükür😊
• Ben Okurum
Ama işte Madam Bovary’i, hadi mesafeleri kaldırıp atalım, Emma’yı tuzağa düşüren de biraz bu üç kelimenin etrafında şekillenen toplumsal baskı değil mi? Ta 1856 yılında yayımlanan bir romanın kadın kahramanıyla, bugün, yani 21. Yüzyılda yaşanan gündelik hayatın birçok isimsiz kadın kahramanının aynı tutsaklık ipleriyle bağlı olduğunu görmek, edebiyatın ve bazı yazarların gücünü kanıtladığı kadar insanlığa dair bazı şeylerin kolay kolay değişmediğini de gösteriyor ne yazık ki bize. Biliyorum, hep yanında duramayacağımız bir roman kahramanı Emma. Ama bizi kadınların toplumdaki yeriyle ilgili düşüncelere sevk etmemesi de mümkün değil.
Modern romanın kurucusu, realizm akımını başlatan kişi olarak kabul edilen ünlü Fransız yazar Gustave Flaubert, hayalleriyle gerçekleri birbiriyle hiç uyuşmayan, aşkı ve tutkuyu arayışlarında ayaklarını yere basmaktan tamamen vazgeçerek, çöküşe ve yok oluşa doğru dört nala koşan ana karakteri Emma ile bovarizm kavramını da armağan etti edebiyat dünyasına. Ama Madam Bovary’i yazarken onun amacı bu çelişkiyi sadece bir kadının hezeyanları olarak sunmak değildi, aslında o tüm bir toplumu yatırıyordu edebiyatın çivili masasına. Giderek endüstriyel, kültürsüz ve yoz bir hal alan Fransız toplumunu, Normandiya’da küçük bir kasabada sürüp giden hayattan yola çıkarak anlatmaktı hedefi. Bir alt başlığı da vardı zaten romanın: Taşra Hayatı. Bütün zaaflarını ve ikiyüzlülüklerini keskin gözleriyle tüm ayrıntılarına kadar gözlemlediği taşra burjuvazisinden hiç haz etmeyen, ilerlemeye de inanmayan, yalnızlığı tercih eden, “yaşama katılırsanız, onu açıkça göremezsiniz” diyecek kadar münzevi olma peşinde ama bir yandan da kendini kapatmaya çalıştığı fildişi kulesinin duvarlarına sürekli bir bok dalgasının çarptığının farkında bir yazardı Flaubert.
Yazdıklarını yayımlatma konusunda da çok çekingen davrandı, hatta sadece kendisi için yazmaya ant içmişti. Ta ki 1856 yılında beş yıldır yazmakta olduğu Madam Bovary’ye son noktayı koyana kadar.
İşte biz bu bölümde Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden, edebiyat sohbetlerinin sevilen ismi Esra Dicle ile hem dünya edebiyatını hem de yazarının alışkanlıklarını ve kararlarını değiştiren o roman ve tabii Emma hakkında konuşacağız. Evli, mutlu ve çocuklu olmayı reddeden, oyunbozan olmayı göze alan o kadın hakkında. Demet Akalın’ın konuyla ilgisi yok valla.
Gustave Flaubert, 1821 yılında Fransa’nın Rouen kentinde dünyaya geldi. Babası bir cerrahtı, annesi de o güne kadar kaybettiği çocuklarının yasını tutan bir doktor kızı. 1813 yılında doğurduğu ailenin en büyük çocuğu Achille hayattaydı ama Gustave’dan önceki üç çocuğundan sadece biri yaşıyordu. Ne yazık ki, o da kısa bir süre sonra hayatını kaybedecekti. Gustave ölüm duygusunun kol gezdiği bir evde büyüdü yani. Bunun sebebi sadece kardeşleri için tutulan yas değildi, babasının görev yaptığı Hotel Dieu (Diyö) Hastanesi’nin bir kanadında yaşadıklarından hastalık ve ölüm duygusu hiç uzak değildi ona. Bu yüzden durağan, düşünceli bir çocuk olup çıkmıştı. Hatta saatlerce yerinden kıpırdamayan Gustave’ın yeterince zeki olmadığından bile şüphelenmişti ailesi. Oysa hastanede üzerinde düşünmesini gerektiren çok şeyle karşılaşıyordu çocuk, tavrının nedeni buydu. Solgun benizli, yorgun hastalar, çığlıklar atıp, kendilerini parçalayan deliler, babasının kitaplarındaki damar, organ görselleri, anatomik modeller, morgda kesilip biçilen kadavralar… Tüm bu korkunç görüntüler hafızasına kazınıyordu ister istemez. Ama eğlence de yok değildi hayatında. Panayır zamanı kurulan kukla tiyatrosu, yakın arkadaşı Ernest’in dedesinin anlattığı Don Kişot ve Sancho Panza’nın serüvenleri hayal gücünü besliyor, geliştiriyordu. Annesi okuma yazmayı öğrenmesi için çaba sarf ederken, bir kez daha zekasından şüphe edildi Gustave’ın. Çünkü ancak sekiz yaşına geldiğinde sökebilmişti okumayı ama söker sökmez de içinde dur durak bilmeyen bir yazma isteği alevlendi. Ve şöhret hayalleri kurarak oyunlar kaleme aldı. Afişler çizdi, biletler kesti, sahneler tasarladı. Bu tek kişilik dev kadronun şimdilik büyük bir seyirci kitlesi yoktu. Aile üyeleri, hizmetçiler, bazen de hastanedeki tıp öğrencileri… Gözlem gücü sayesinde sıkı bir taklitçiydi. İlerde hayalini kurduğu gibi oyuncu olamayacaktı ama bu özel güç ona unutulmaz roman karakterleri yaratma konusunda çok yardım etti elbette. Okula ancak 10 yaşındayken başladı. 1832-1840 yılları arasında eğitim göreceği College Royal’de geçirdiği ilk günler, tıpkı Madam Bovary’nin doktor Charles Bovary’sinin okula başlama günleri gibi yalnızlıkla, aşağılanmayla geçti. İyi bir öğrenci olmadı hiçbir zaman.
#benokurum #denizyücebaşarır #bovary #gustaveflaubert
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: