Ziya Gökalp - Arif Önder'in Sesinden
Автор: Arif Önder'in Sesinden
Загружено: 2016-04-24
Просмотров: 6234
Описание:
Prof. Dr. Halil İnalcık'ın 'Ziya Gökalp' adlı yazısını sizler için seslendirdim. İyi dinlemeler...
Yazı:
Ziya Gökalp (1876-1924) öncelikle Türkiye’yi Sosyoloji ile tanıştıran kişiydi ve ateşli bir Türk Milliyetçisi olarak sosyolojiyi entellektüel bir temel oluşturmada esas aldı.
Mahallî, resmî bir gazetede mesul müdür bir memurun oğlu olan Mehmet Ziya (daha sonra Gökalp) Diyarbakır’da doğdu, orada laik okullara devam etti ve aynı zamanda İslam hukukuna vakıf olan amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 18 yaşında intihara teşebbüs etti. Yine de, bir sonraki yıl İstanbul’a gidebildi ve Baytar Mektebine kaydını yaptırdı.
Daha önce Jön Türklerin fikirlerinden etkilenen Gökalp, 1985 yılında İstanbul’da gizli bir örgüt olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üyesi oldu. 1898’de tutuklandı; bir yıllık mahpusluk devresinden sonra bütün zamanını çalışmalarına adadığı doğduğu şehre sürgün edildi. O yıllarda Paris’te sürgünde olan Jön Türkler Fransız sosyolojisinden çok yoğun olarak etkilenmişti. İçlerinde Le Play hayranı olan Prens Sabahattin, Osmanlıların sadece sosyolojik çalışmalar yoluyla sosyal değişmeyi anlayabileceklerini daha sonra bu görüş Gökalp tarafından da desteklenmişti ve imparatorluğu bir arada tutan çeşitli unsurlar arasında uzlaşma sağlama yolunu bulabileceklerini (28 Ağustos, 1099 tarihli Peyman gazetesinin ilk sayısında) beyan etmişti.
Jön Türk devriminden sonra, 1908’de Gökalp İttihat ve Terakki Fırkası’nın Diyarbakır’daki temsilcisi oldu. Bir yıl sonra, fırkanın Selanik’teki merkez heyetine üye seçildi ve kendisine parti doktrinini anlatma ve genç insanları parti saflarına çekme görevi verildi. 1910 yılında Selanik’te sosyoloji öğretimini esas alan bir göreve atandı. Türkiye’de ilk defa gerçekleşen böyle bir atamadan beş yıl sonra da İstanbul Üniversitesi’nde ilk sosyoloji profesörü oldu. O, İstanbul’u Türkiye’deki sosyoloji çalışmaları için bir merkez haline getirirken, bu faaliyeti 1919’a kadar Edebiyat Fakültesinde sürdürdü. 1. Dünya Savaşı sonrasında Malta’ya sürgüne gönderilen Gökalp, yürekli bir Atatürk taraftarı olarak 1921’de Diyarbakır’a geri döndü ve milli liderlere yol göstermek amacıyla sosyolojik makale serileri hazırladığı Küçük Mecmua’nın sorumlu müdürü oldu. 1922’de Telif ve Tercüme heyeti başkanlığına atandı ve orada ünlü eseri “Türkçülüğün Esasları”nı yayınladı.
Gökalp Jön Türklerin gerçekleştireceği siyasi devrimin, iktisat aile, güzel sanatlar, ahlak ve hukuk gibi alanlarda “Yeni Hayat” oluşturacak sosyal bir devrimle tamamlanmaya ihtiyaç gösterdiğine inanmıştı. Yeni bir Türk medeniyeti sadece Türkiye’nin gerçek milli değerlerinin kazanılmasıyla yaratabilirdi. 1911’e kadar Gökalp, değerlerin hiçbir şey ifade etmediğine, ”fikir-kuvvet”’un felsefesi öneme haiz olduğuna inanmıştı. Fakat 1912’den sonra Durkheim’in değerlerle ilgili yorumunu kollektif temsiller olarak kabul etti. (Gökalp, Durkheim’i en önemli sosyolog ve sosyolojinin kurucusu olarak düşünüyordu.)
Gökalp’e göre tam olarak ifade edildiklerinde idealler olarak adlandırılan kollektif temsiller . kollektif şuurdaki gerçeklerdir. Değerlerin tek kaynağı toplumun kendisidir ve bireylerce elde edilen kollektif duygu ve bilgi birikimi kollektif şuuru oluşturur.
Balkan savaşı yenilgisinden sonra, Türkiye için kritik bir dönem başladı. Reformlar üzerindeki tartışmalara İslâmcılık, Batıcılık ve Türkçülük arasındaki çatışmalar öncülük etti. 1912’de İstanbul’a gelen Gökalp, bu çatışmaların daha geniş bir bakışla ele alınarak, giderilmesi gerektiğini hissetti. Gökalp, insanın her biri kendi değer sistemine sahip olan kültür gruplarının ve evrensel kabul ve kültürel yayılma kabiliyeti olan kural ve tekniklerin bileşimi olduğunu tartıştı. Türklerin aynı anda; Türk Milletine, İslâm ümmetine ve Avrupa medeniyetine ait olduğu sosyolojik bir vakaydı. Gökalp, milliyetçiliğin, modern çağın en güçlü ideali, milletlerin ise, kültür grupları skalasında en üst seviyede gelişmemiş türler olduğunu, yoğunluğu gittikçe artan bir şekilde vurguladı. Millet kavramı içinde, Türk kültürünü, İslam’ı ve Batı teknolojisini bir araya getirmenin mümkün olduğunu düşündü. Gökalp, daha sonra, kollektif temsilleri millî âdetlerle bir tutma gerektiği noktasına geldi ve …” bir milletin kültürünü ait olduğu medeniyetten ayırma çalışmaları yapan disipline kültürel sosyoloji adı verildiğini” öne sürdü.
((Yazı çok uzun olduğu için hepsi sığmadı))
Prof. Dr. Halil İnalcık – Türk Yurdu Dergisi Sayı:103 Sayfa 3-4 Tarih: Mart 1996
Kaynak: www.inalcik.com/images/pdfs/9479501ZiYAGOKALP.pdf
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: