Narziss ve Goldmund - Hermann Hesse // konuk Sevengül Sönmez // Deniz Yüce Başarır ile Ben Okurum
Автор: Deniz Yüce Başarır
Загружено: 2024-12-05
Просмотров: 2611
Описание:
Bilmem neden gençlikte hep olmadığımız kişinin peşindeyizdir. Olmak istediğimiz kişiyle aramızda hep bir uçurum vardır. Kendi özelliklerimizi, yeteneklerimizi hor görür, hep başkası olmayı arzularız, başkasının yeteneklerine ve hayatına özeniriz. Hoş, bazılarımız için bu gençlikle de sınırlı kalmayabilir. Kendini bulmak zor iş mirim…
• Ben Okurum
İlişkilerde de öyle değil mi? Birini olduğu gibi sevmek, olduğu gibi kabul etmek yerine, onu kendimize benzetmeye çalışır, yola getirmeye uğraşırız. Hiç düşünmeyiz, bu adam ya da bu kadın, ilk başta beni neden çekti kendine diye? Oysa mesele birbirini tamamlamak işte. Akla kara kadar farklı da olsan, bir gri bölge bulup, hayatı oradan büyütmek. Gri bölgeye hanımlar beyler, birbirimizi geliştirebileceğimiz koskocaman, aslında içinde binlerce renk barındıran, o gri bölgeye!
Dünya edebiyatının en önemli kalemlerinden birinin, Hermann Hesse’nin, çok okunan ve sevilen romanı Narziss ve Goldmund’u konuşacağımız bu ‘ben okurum’ bölümüne bir gri bölge davetiyle başladım diye sakın kızmayın bana! Ne bu böyle yaşam koçu gibi falan demeyin! 90lı yıllarda farklılıklarımızın bizi nereye çıkaracağını sıkça düşündüğüm bir dostluktu beni bu kitaba iten. O yüzden gri bölge mühim. Ay yine kadın döndü şu 90lara seslerini de duyar gibiyim… Lütfen! Lütfen ama hep itiraz hep itiraz! Bizim de bir gelişim çizgimiz var, bir geçmişimiz var. Eh 90lı yıllar da benim edebiyat keşiflerimin en yoğun ve bağımsız olduğu yıllar. İzi büyük, haliyle! Naapalım tabiatımız böööle!
Evet efendim, insan doğası ya da tabiatı, kabullenilmeyi bekler, itiraz istemez. Onu kabullenip, öyle çıkacaksın yola. Hem kendi doğanı hem karşındakilerin, yanındakilerin doğasını, mizacını, tabiatını. Artık siz ne derseniz deyin adına…! Narziss ve Goldmund, insanların, ilişkilerin, hayatın, dünyanın doğasını bolca düşündüren, okurunu hikayesinin içinde sürüklerken, bir yandan da zihnini açan, sorgulatan, hayata dair derin düşüncelere dalmasını sağlayan bir roman. Elbette, boşuna klasik olmuyor bir eser. Boşuna 30’dan fazla dile çevrilmiyor.
Hermann Hesse 1877 yılında Almanya’nın Schwarzwald, yani Kara Orman topraklarında Hristiyan misyoner bir ailenin çocuğu olarak doğmuş. Bir dönem, eşinin ailesinden devraldığı, dini yayınlar yapan bir yayınevini yöneten babası, dindarlığıyla olduğu kadar Baltık kökeniyle de küçük Hermann’ın gelişimine katkıda bulunmuş. Kendini her zaman iyi ifade eden, hayal gücü geniş bir çocukmuş Hermann. Hep aklında bir şiir, kaleminin ucunda müthiş güzel resimler varmış. Hatta annesi babasına yazdığı bir mektupta, henüz dört yaşında olmasına rağmen, çok güçlü bir muhakeme gücüne sahip olduğunu, hayata ve yaratmaya dair olağanüstü bir arzu duyduğunu söylüyor. Ama bu özellikler, anneyi mutlu ettiği kadar endişelendiriyor da. Böyle bir zihinle eğer yeterince iyi ve donanımlı bir eğitim almazsa sonu ne olur bu çocuğun diye soruyor hem babaya hem de kendine. Hesse’nin çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği Calw şehri nehirleri, köprüleri, şapelleri, birbirine yaslanmış daracık evleri, gizli köşeleri ve mucizeleriyle ona bir maceralar dünyası, bir masal atmosferi sunmuş ve o da bu dünyayı yıllar sonra yazacağı eserlerinde anlatmak üzere beyninin her bir kıvrımına kazımış sanki. Yazarın evreni sadece bu dış dünya sayesinde değil aynı zamanda dedesinin dünya edebiyatının seçkin eserleriyle dolu kütüphanesi sayesinde de genişlemiş, renklenmiş ve derinleşmiş.
1892 yılına kadar, bir dönem Basel’de sonra yine Calw’da sürdürdüğü başarılı eğitim hayatı, bir isyankarlık dönemiyle sekteye uğramış yazarın. Katılması gereken bir konferanstan kaçtıktan sonra, ‘Şair olmak istiyorum’ der genç Hermann, ‘başka da hiçbir şey olmak istemiyorum.’ Böylece ailesiyle keskin fikir ayrılıkları yaşadığı, ruhsal olarak da çalkantılı bir dönem başlar Hesse’nin hayatında. Anne babası tarafından anlaşılmadığını düşünmekte, kendini yalnız hissetmektedir. Hatta intihara bile teşebbüs eder. Bu olay üzerine ailesi onun bir ruh sağlığı merkezine gönderir. Burada vaktini bahçede çalışarak ve gelişme engelli çocukların eğitimine destek olarak geçirecektir. Tedavisini üstlenen doktor Lang, ünlü psikiyatr Carl Gustav Jung’un öğrencisidir. Hastaneden babasına yazdığı zehir zemberek mektupla ailesinin yetersizliğini saldırgan bir üslupla yüzlerine vuran Hesse, bu hastane günlerinde sadece hayatın ve insanların ikiyüzlülüğü üzerine düşünmeyecek, aynı zamanda Jung’un görüşlerine vakıf olacak, onun ortaya attığı psikolojik kavramları tanımaya başlayacaktır.
Artık konuğumuzla sohbetin zamanı geldi. Evet efendim, bu sefer çok sevdiğim ve Türk yayıncılık dünyası için gerçekten çok önemli olduğunu düşündüğüm editör bir arkadaşım var hattın diğer ucunda: Sevengül Sönmez.
#denizyücebaşarır #podcast #benokurum #hermannhesse #narzissvegoldmund #sevengülsönmez
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: