(37) 20.Mektup 1.Kelime | Hilkatin en yüksek gayesi ve en yüce neticesi Allah'a iman etmektir.
Автор: Risale-i Nur Dersleri Ali KURT
Загружено: 2026-02-01
Просмотров: 531
Описание:
(37) Mektubat 1. Kısım 20. Mektup, mukaddime ve 1. kelime sayfa 75-76-77 (Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha)
Huzur ve saadet nedir, nasıl elde edilir?
Fıtratın en yüce neticesi nedemek?
La İlahe İllallah'taki MÜJDE
Ayrıca
VAHDET-i VÜCÛD nedir sahabe ve diğer meslekler ile nasıl mukayese edilir? Av. Ali KURT(34)
• (35) 18.Mektup/2 | Vahdet-i vücud meşrebin...
TARİKATA Karşı Olanların İslamiyet'e Verdiği ZARAR. Av. Ali Kurt 29. Mektup 9. Kısım 3.4. Telvih
• 123
Hz İsanın deccali öldürmesi ne demek? Deccalin şekli nasıl olacak? Av. Ali KURT (27)
• (27) 15.Mektup/5 | Ahirzamanda gelecek Hz ...
YİRMİNCİ MEKTUB
بِاسْمِه۪ وَاِنْ مِنْ شَئٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ لآَ اِلٰهَ اِلَّأ اللّٰهُ وَحْدَهُ لاَ شَر۪يكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَ لَهُ الْحَمْدُ يُحْي۪ي وَ يُم۪يتُ وَ هُوَ حَيٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَ هُوَ عَلٰي كُلِّ شَئٍ قَد۪يرٌ وَ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ
Sabah ve akşam namazından sonra tekrarı pek çok fazîleti bulunan ve bir rivâyet-i sahîhada İsm-i A‘zam mertebesini taşıyan şu cümle-i tevhîdiyenin on bir kelimesi var. Her bir kelimesinde hem birer müjde ve beşâret, hem birer mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet, hem bir ism-i a‘zam noktasında bir kibriyâ-yı vahdet ve bir kemâl-i vahdâniyet vardır. Bu büyük ve ulvî hakîkatlerin îzâhını sâir Sözler’e havâle edip, bir va‘de binâen, şimdilik mücmel bir hulâsa sûretinde“İki Makam” ve bir “Mukaddime” ile ona bir fihriste yapacağız.
Mukaddime: Ey insan! Kat‘iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, îmân-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, îmân-ı billâh içindeki ma‘rifetullâhtır. Ve cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı ni‘meti, o ma‘rifetullâh içindeki muhabbetullâhtır. Ve rûh-u beşer için en hâlis sürûr ve kalb-i insan için en sâfî sevinç, o muhabbetullâh içindeki lezzet-i rûhâniyedir. Evet, bütün hakîkî saadet ve hâlis sürûr ve şirin ni‘met ve sâfî lezzet, elbette ma‘rifetullâh
ve muhabbetullâhtadır. Onlar onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakk’ı tanıyan ve seven, nihâyetsiz saadete, ni‘mete, envâra, esrâra ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakîkî tanımayan, sevmeyen, nihâyetsiz şekāvete, âlâma ve evhâma ma‘nen ve maddeten mübtelâ olur. Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev‘-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sâhibsiz ve hâmîsiz bir sûrette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev‘-i beşer içinde, bu perişan fânî dünyada, insan sâhibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bîçâre, sergerdân olduğunu herkes anlar. Eğer sâhibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine ilticâ eder. Ve kudretine istinâd eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner. Bir ticaretgâh olur.
Birinci Makam, Asâ-yı Mûsâ mecmûasına idhâl edildiği için, buraya yazılmamıştır.
İkinci Makam: İsm-i A‘zam noktasında, tevhîdin isbatına muhtasar bir işarettir.
Birinci Kelime: لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ ’da bir tevhîd-i ulûhiyet ve ma‘bûdiyet vardır. Şu mertebenin gayet kuvvetli bir burhânına şöyle işaret ederiz ki: Şu kâinât yüzünde, hususan zeminin sahîfesinde, gayet muntazam bir fa‘âliyet görünüyor. Ve gayet hikmetli bir hallâkiyet müşâhede ediyoruz. Ve gayet intizâmlı bir fettâhiyet, yani her şeye lâyık bir şekil açmak ve sûret vermek, aynelyakîn görüyoruz. Hem gayet şefkatli, keremli, rahmetli bir vehhâbiyet ve ihsânât görüyoruz. Öyle ise, bizzarûre şu hâl ve şu keyfiyet Fa‘âl,Çok işleyen Hallâk, Fettâh, Vehhâb bir Zât-ı Zülcelâl’in vücûb-u vücûdunu ve vahdetini isbat eder. Belki ihsâs eder. Evet, mevcûdâtın mütemâdiyen zevâlleri, tazelenmeleri gösteriyor ki, o mevcûdât, bir Sâni‘-i Kadîr’in kudsî esmâsının cilveleri ve envâr-ı esmâiyesinin gölgeleri ve ef‘âlinin eserleri ve kalem-i kader ve kudretin nakışları ve sahîfeleri ve cemâl-i kemâlinin aynalarıdır. Şu hakîkat-i uzmâya ve şu tevhîdin mertebe-i ulyâsına, şu kâinâtın sâhibi, bütün gönderdiği mukaddes kitaplar ve suhuflarıyla o tevhîdi gösterdiği gibi; bütün ehl-i hakîkat ve kâmilîn-i nev‘-i beşer,tahkîkātlarıyla ve keşfiyâtlarıyla aynı mertebe-i tevhîdi gösteriyorlar. Ve kâinât dahi, acz ve fakrıyla beraber, mazhar olduğu dâimî mu‘cizât-ı san‘atın ve havârik-i iktidâr ve hazâin-i servetin şehâdetiyle, aynı mertebe-i tevhîde işaret eder. Demek Şâhid-i Ezelî, bütün kütüb ve suhufuyla ve ehl-i şuhûdun bütün tahkîkāt ve küşûfuyla; ve âlem-i şehâdet bütün muntazam ahvâl ve hakîmâne şuûnâtıyla o mertebe-i tevhîde bil’icmâ‘ ittifâk ediyorlar. İşte, o Vâhid-i Ehad’i kabul etmeyen, ya nihâyetsiz ilâhları kabul edecek veyahud ahmak sofestai gibi hem kendini, hem kâinâtın vücûdunu inkâr edecek.
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: