Sabahattin Ali-Eskisi Gibi
Автор: Melek Nihal
Загружено: 2025-09-06
Просмотров: 201
Описание:
Merhaba, tanıdığım tanımadığım tüm dostlarım. Görüşmeyeli nasılsınız, kalbiniz nasıl peki ya ruhunuz?
Aslında kanalı açtığım ilk günden beri Sabahattin Ali’den okumak istediğim bir başka şiir vardı lakin nasipte açılışı bu şiirle yapmak varmış. :)
“Vurgun” kelimesi sözlükte “Birine veya bir şeye tutulmuş olan (kimse), âşık, sevdâlı.” olarak tanımlanmakta. Yüzümüzü şiirlere çevirdiğimizde Erzurumlu Emrah “Kime arzedeyim derd-i nihânım / Kimse bilmez kimin vurgunuyum ben” diye dert yanarken Nurullah Genç’in ise “Avareyim, asudeyim yorgunum/ Bilmiyorum neden sana vurgunum?” diye sesleniyordu sevdiğine…
İnsan vurgun olmayı seçemez, kendiliğinden olan bir eylemdir o. Bir gün ansızın ve hiç fark etmeden vurgun olmuş olarak bulursun kendini, bir akşam uykunun kollarına kendini bir türlü bırakamamışsındır da o gecenin sabahını etmişsindir. Hani bi şey vardır içinde, adını bilmediğin, tanımını yapamadığın, nedenini niçinini açıklayamadığın. Heh işte tam da odur sanırım vurgun olmak, insanın elinde olmayarak gerçekleşen eylemlerden. Göğsünün tam içinde huzur sandığının hüznünü taşımak.
Vurgun.
Murat Göğebakan şarkısında “vurgunum” demesinin ardından “yorgunum” demişti de ardından dayanamamış, tüm o yorgunluğunu kenara koyup da “senin yoluna ölürüm ben” diye eklemişti ya. Vurgunluk galiba tam olarak böyle, ardında yorgunluğu getirse de ondan vazgeçilmeyen bir şey.
“Vurgun” kelimesinin diğer anlamlarına baktığımızda pek de içimiz açılmıyor aksine karalar bağlıyoruz. Öyleyse vurgun olmak ölümle ne kadar yakın, diye düşünmeden edemiyorum. Dönüp dolaşıp “Ben gene sana vurgunum.” diyen Sabahattin Bey nasıl sevdiniz böylesi diye düşüncelere dalıp, kendisine hayran kalmadan edemiyorum…
“Ben gene sana vurgunum.” çok basit görünen çok içten bir cümle, çok sade gibi ama her şeye rağmen vazgeçmemenin ağırlığını yüklenmiş bir cümle. “Ben gene sana vurgunum.” yani dönüp dolaşıp sana gelmek çünkü senden başka gidecek yer bulamamak, aramamak ve istememek de .
Bu şiiri ne zaman okusam aklımda nedensizce şu mısralar dolaşıyor :
“Denizle tuz gibi karıştı aklım
Bir sana tutkunum bir sana düşman.
Kalbim avucunda yok gizli saklım
Bir sana tutkunum bir sana düşman…”
Vurgunluk yorgunluğu, tutkunluk düşmanlığı, sevgi nefreti, huzur hüznü getirebiliyormuş. “Kalp nasıl dayanır buna?” demeyin. Zira “çiğ tanesi sanmak ne cüret/ gözyaşıymış insanın insana raptolduğu cevher.” diyerek anlatıyordu bunu şair.
Hani Yeditepe İstanbul’da da Olcay, Havva’ya diyordu ya “Havva söylesene, bir kalp nelere dayanır? İnsan gerçekten düşündüğünden çok daha güçlü yoksa sabahtan beri üç kez ölebilirdim!” diye. Ve diyordu da Fikret Kızılok Gönül’ünde “sen istedin ben dinledim/ senden ayrı olmaz dedim / en sonunda ben de sevdim/ şimdi beni kurtar gönül…” diye. İşte tam olarak öyleymiş. Bu kalp vurgun olmayı kendi seçermiş sen ne yapsan nafileymiş. Vurgun olmak büyük bir yorgunluğu da beraberinde getirebilirmiş ve ölüm ile eş değer olabilirmiş lakin bir kalp her şeye dayanabilirmiş…
Öyle ya da böyle, sevgili dinleyen seni şiirle ve düşüncelerle baş başa bırakıyorum. Ben susayım sen şiiri dinle ve neymiş bu vurgunluk diye dön de kendi kalbine sor. Elbet vardır onun da bir bildiği, elbette en iyi o bilmiştir bunu…
Kalbimden kalbinize şakayıklar, sümbüller, hanımelleri ve laleler; sağlıkla, afiyetle, sevgiyle, güzellikle, huzurla ve şiirlerle kalın*
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: