Kabir âleminden tüyler ürperten keşif: Dağlara kaçsam unutamam. İslâmköylü Hafız Ali, Hasan Ergünal
Автор: AĞABEYLER ANLATIYOR
Загружено: 2022-03-16
Просмотров: 14888
Описание:
NUR FABRİKASI SAHİBİ HÂFIZ ALİ
İslamköylü Hâfız Ali Efendi (R.H.) hakkında çok az bilgi var... Hâlbuki O, en çok sorulan ve merak edilen ağabeylerimizdendir. Bilhassa Sungur ağabeyden rivayetle 2002’de mezar taşına, “Mahşerde Risale-i Nur Talebelerinin Bayraktarı…” şeklinde bir yazı yazıldıktan ve 2008’de İstanbul Rüstem Paşa Medresesinde, ‘İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’ tarafından açılan, “Barla Yılları” sergisinden sonra meraklar iyice arttı... Sorular almaya başladık…
Kanaatim geldi ki, bu büyük zatın şahsiyeti, hayatı ve hizmetleri bir an evvel araştırılmalı ve olabildiği kadar belgelenmelidir… Hem de acele edilerek… Çünkü şahidleri birer birer Hafız Ali ağabeyin yanına gidiyor…
Kendi imkânlarımla bir şey yapabilir miyim diye düşündüm… Önce elimdeki kırk yıllık arşivimin tamamını ve hakkında neşredilenleri gözden geçirdim... Külliyatı taradım… Arşivimdeki hatıra sahibi ağabeylerin bazıları ile tekrar görüşerek yeni ilaveler ve düzeltmeler yaptım. Bir bütünlük olması için daha önce neşrettiğim kısımlar da dâhil olmak üzere bu çalışmayı tamamladım.
Bugün hayatta olup da Hâfız Ali ağabeyi yakından tanıyan üç kişiyi tespit edebildim. Yaşları doksanlara yaklaşmış, sadece üç ağabeyimiz…
Bunlar: İslamköylü Hasan Ergünal. Şimdi Nazilli’de yaşayan İslamköylü Hâfız Ahmet Lütfi Sönmez. Sav kasabasından Hasan Kurt. Üçünün de yaşları birbirine yakın… Hepsi de seksenin üzerinde. Allah daha iyi bilir, yakınlarda bu fırsat da kaybolabilirdi… Bu ağabeylerimizden ilk ikisi Hâfız Ali ağabeyden bizzat Kur’an dersi almışlar, birisi yanında hâfız olmuş. Sav’lı Hasan ağabey ise Hâfız Ali Efendiyi vefatından bir gün evvel ziyaret etmiş ve son sözlerini dinlemiş.
BEDİÜZZAMAN NURS KÖYÜ İLE İSLÂMKÖYÜ BİR TUTMAKTADIR
Hâfız Ali Ergün 1898 tarihinde Isparta-İslamköy’de doğmuştur. Risale-i Nur eserlerini, Osmanlıca olarak el yazısıyla yazıp çoğaltarak ve çok sayıda talebe yetiştirerek çok büyük hizmetlere vesile olmuştur. O kadar ki; İslamköy’deki evinde, tek başına bir matbaa, bir fabrika gibi çalışmış, yazdığı on binlerce nüsha Risale-i Nur bütün Anadolu’ya yayılmıştır.
Bu sebeple Üstad Bediüzzaman Hazretleri O’nu, Risale-i Nur’da çok anmakta, “Nur Fabrikası Sahibi” ismini vererek çok takdir etmektedir. Kastamonu Lâhikasındaki bir mektubunda, Hâfız Ali’nin İslâmköy’ünü kendi Nurs Köyü ile bir tutmakta ve İslâmköy’ünü Nur Fabrikasının tesis yeri olarak belirtmektedir. Şöyle diyor Üstad: “Ben İslâmköy’ünü Nurs Köyü gibi biliyorum… Nur Fabrikası o köyde dağdağasız teessüs etti…” Hâfız Ali Efendinin bilhassa Barla Lâhikasında onlarca mektubu vardır.
Hâfız Ali ağabey, Nur Risalelerini yazmak için on dört sene müddetle hiç evinden çıkmamış, insanların menfaati için kendi menfaatini terk etmiştir. Bu inziva 1943 senesine kadar devam eder…
1943 senesinde başlayan mahkeme dolayısıyla, Üstadı Bediüzzaman Hazretleri ile beraber Denizli hapishanesine sevk edilir. Bir sene sonra, 1944’de hapishanede hastalanır ve hastaneye kaldırılır. Orada 17 Mart 1944 tarihinde, genç sayılabilecek bir yaşta, 56 yaşında Üstad’ına bedel şehit olur. Mezarı Denizli kabristanındadır.
GÖSTERİŞ DEĞİL, SAMİMÎ OLDUĞUNU HİSSETTİM
Bu vefat Üstad’ı çok sarsar... En şiddetli kasırgalarda bile sarsılmayan Koca Bediüzzaman, bu çok kıymetli talebesinin vefatıyla adeta sarsılır… Denizli hapishanesine vefat haberi geldiğinde şöyle yazar: “Aziz, sıddık kardeşlerim! Ben merhum Hâfız Ali'yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor…” Üstad’ı çok sevmektedir bu örnek talebesini…
Evet, Hâfız Ali; ihlâsta, hizmette, uhuvvet ve samimiyette, bütün nur talebelerine örnek olacak vasıftadır… Bunu biz söylemiyoruz... Onu örnek olarak gösteren Üstad Hazretlerinin bizzat kendisidir. Tarihçe-i Hayatta ve Barla Lâhikasında neşredilen mühim bir mektupta, ‘bu kıymettar, âli kardeşlik hissiyatı’ Üstad Bediüzzaman tarafından şöyle örnek gösterilip teşvik edilmektedir:
“Kardeşlerimizden İslâmköy'lü Hâfız Ali Efendi, kendine rakib olacak diğer bir kardeşimiz hakkında gösterdiği hiss-i uhuvveti çok kıymetdar gördüğüm için size beyan ediyorum:
O zât yanıma geldi; ötekinin hattı, kendisinin hattından iyi olduğunu söyledim. O daha çok hizmet eder, dedim. Baktım ki; Hâfız Ali kemal-i samimiyet ve ihlas ile, onun tefevvuku ile iftihar etti, telezzüz eyledi. Hem üstadının nazar-ı muhabbetini celbettiği için memnun oldu. Onun kalbine dikkat ettim; gösteriş değil, samimî olduğunu hissettim. Cenab-ı Allah'a şükrettim ki, kardeşlerim içinde bu âlî hissi taşıyanlar var. İnşâallah bu his büyük hizmet görecek. Elhamdülillah yavaş yavaş o his bu civarımızdaki kardeşlere sirayet ediyor.” (Barla Lâhikası 125)
Ne büyük bahtiyarlık… Kendisinden sonra hizmete dâhil olan Hüsrev Altınbaşak, Üstadının muhabbetini celbettiği için, Hâfız Ali bundan lezzet alıyor, memnun oluyor… Allah’tan niyazımız odur ki; hepimizde, umum nur talebelerinde bu his ma’kes bulsun ve bizleri onların şefaatlerine nail eylesin… Âmin…
Hatıraların tamamı Ağabeyler Anlatıyor cilt-3 kitabından okunabilir.
Ömer Özcan
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: