Anayasa Mahkemesi’nin Yalçınkaya Kararını İmha Planın İfşası
Автор: Unutulmasın Diye
Загружено: 2026-01-12
Просмотров: 16
Описание:
Anayasa Mahkemesi’nin Yalçınkaya Kararını İmha Planın İfşası
Dr. Ufuk YEŞİL
Özet: Anayasa Mahkemesi, 5 Kasım 2025 tarihli ve 2022/2299 başvuru numaralı kararı ile ByLock kullanımı ve diğer kriterlere dayalı olarak örgüt üyeliği suçundan mahkum edilen çok sayıda kişinin bireysel başvurusunu birleştirerek karara bağlamıştır. Onlarca dosyayı tek bir metin altında toplayan Mahkeme, bu kararında 25 Eylül 2025 tarihli Şerif Özmutlu Genel Kurul kararını (B. No: 2020/36986) referans almıştır.
Kararın Özü
AYM bu kararında, mahkumiyetlerin yalnızca ByLock kullanımına dayanmadığını; dosyalarda ortak olan “önemli ağırlıkta diğer delillerle” (hangi deliller olduğuna yer verilemese de) desteklendiğini vurgulayarak suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Bu kabul, yerel mahkemelerin ByLock’u tek başına belirleyici delil saymayıp, yan delillerle birlikte kişinin hiyerarşik bağını, faaliyetlerin sürekliliğini ve (AYM’nin yaklaşımına göre) nihai amaca ilişkin bilgiyi somut ve bireysel biçimde tespit ettiği varsayımına dayandırılmış ve bu nedenle başvurular “açıkça dayanaktan yoksun” bulunarak reddedilmiştir.
Ne var ki bu gerekçe, AİHM’in Yüksel Yalçınkaya ve devamında verdiği kararlarında sistematik biçimde pekiştirdiği içtihatla açık ve yapısal bir uyumsuzluk içindedir. AİHM’e göre sorun, bireysel dosyalarda “delil çeşitliliği” bulunup bulunmamasından öte, Türk yargısının ByLock’a ilişkin değerlendirmeyi kategorik ve otomatik bir şablona oturtmasıdır. Bu şablon, suçun unsurlarını—özellikle manevi unsuru—dosya bazında kişiselleştirilmiş bir inceleme yerine varsayıma dayalı biçimde kurmaktadır. Bu nedenle AYM’nin “ByLock var, yanında, tanık, garson, ankesör, banka/sendika/tanık gibi yan deliller de var; o halde sorun yok” şeklinde özetlenebilecek toptancı yaklaşımı, AİHM’in ByLock yargılamalarındaki yapısal probleme ve yasal faaliyetlerin otomatik biçimde aleyhe kullanılmasına ilişkin eleştirileriyle bağdaşmamaktadır.
AYM Henüz Açıklamadığı Karara Atıfla Başvuruları Reddetmiştir
Kararın en çarpıcı ve usuli açıdan sorunlu yönü, sıklıkla atıf yapılan Şerif Özmutlu kararının Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası’nda 11 Ocak 2026 itibarıyla henüz yayımlanmamış olmasıdır. 25 Eylül 2025 tarihli bu Genel Kurul kararı, ne tam metniyle ne özetiyle ne de gerekçesiyle erişimine açılmıştır. Hiç kimse bu kararın içeriğini bilmemektedir. AYM, binlerce başvuruyu bu “erişilemeyen” ve “okunamayan” karara dayanarak topluca reddetmiş ve başvuruculara esasen “Şerif Özmutlu kararına bakın, orada gerekçeler var” demiştir. Ancak bakılacak somut bir karar ortada yoktur ve başvurucular AİHM’e başvurmak isteseler, dikkate alacakları her hangi bir karar bulunmamaktadır. Bu uygulama, hukuki belirlilik ilkesi, gerekçeli karar hakkı, savunma hakkı ve silahların eşitliği ilkesini ihlali niteliğindedir. Hukuk devletinde bir kararın bağlayıcı içtihat niteliği taşıyabilmesi ve hukuki sonuç doğurabilmesi için erişilebilir, okunabilir ve denetlenebilir olması gerekir. Yayımlanmamış bir kararın çok sayıda dosyayı etkileyen “içtihat” olarak kullanılması, Türk yargı tarihinde ender görülen bir usuli garabettir ve AYM’nin karar verme ciddiyetinin! göstergesidir. Başka bir ifadeyle, AYM henüz gerekçesini dahi açıklayamadığı karara dayanarak onlarca başvuruyu birleştirip reddetmek suretiyle insanlarla alay etmiştir!
Anayasa Mahkemesi’nin Suçun Manevi Unsurunu “Milat” Tarihleriyle Perdeleme Çabası
AYM’nin 2022/2299 başvuru numaralı kararının 5. paragrafında yer alan görseldeki kurgusu, iddia edilen nihai amacın MİT Tırları, 17/25 Aralık soruşturmaları ve MGK açıklamaları gibi olaylardan sonra “herkesçe bilinir hale geldiği” varsayımına dayanmaktadır. AYM, bu tarihlerden sonra Cemaat bünyesinde faaliyetlerine devam eden kişilerin, nihai amaç kabul edilen 15 Temmuz olayının bildiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Bu çerçeve, görünürde “hayat tecrübesi” ve “toplumsal bilinirlik” gibi kavramlarla destekleniyormuş gibi görünse de, özünde ceza hukukunun en kritik alanı olan manevi unsurun (özel kastın) kişiselleştirilmiş ispatına doğrudan bir kestirme yol açmıştır. Kişinin neyi bildiği, neyi amaçladığı ve hangi hiyerarşik yapı içinde hareket ettiği gibi hususlar; dosya özelinde somutlaştırılması gereken unsurlar olmaktan çıkarılıp, genel bir karineye dönüştürülmüştür.
Bu yaklaşımın temel problemi, “milat”ın sadece bir bilgi-bilme varsayımına dayanması değil, özel kastın ispat mantığını tersyüz eden bir işlev görmesidir. Zira AYM’nin anlatımıyla, 2013 sonrasındaki soruşturmalar veya MGK kararları gibi olaylardan sonra Cemaatle irtibatını sürdüren herkesin, iddia edilen cebir ve şiddet içeren nihai amacı bildiği kabul edilmektedir. Bu kabulle birlikte yargılamanın odağı “kast var mı?” sorusundan “irtibat devam etti mi?” sorusuna kaymıştır.
Dr. Ufuk YEŞİL
PhD/Dr.| Public Law | Human Rights
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: