Rüyanızda Resulullah'ı Gördüğünüzü Kimseye Söylemeyin! (Münir Derman (k.s.))
Автор: Münir Derman
Загружено: 2026-01-13
Просмотров: 3297
Описание:
Bu sohbet, rüyâda Resûlullah’ı görmenin hakîkati, şeytanın hangi sûretlere giremeyeceği ve şeriatla bağlı bir basîretin insanı nasıl muhafaza ettiği üzerine derin bir irfan yolculuğudur.
Resûl-i Ekrem ﷺ buyuruyor ki:
“Rüyâda beni gören gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim sûretime giremez.”
(Buhârî, Müslim)
Bu hadis yalnızca bir rüyâ bilgisi değildir; ümmete verilen büyük bir emniyet mührüdür. Bu söz, Resûlullah’ın şahsına mahsus bir övünme değildir. Çünkü O, asla “ben” diliyle konuşmaz. Ümmeti için konuşur. Bu hadisle anlatılan şudur:
Şeriata uyan, secdeye kapanan, basîret nûruyla yaşayan mü’minin sûretine şeytan temessül edemez.
Çünkü şeytan, Kâhir Esmâsının şaşkınlık yönüyle zuhûrudur. İçinde hidâyet izi bulunan hiçbir kudsî sûreti taklit edemez. Bundan dolayı; Kâbe’ye, Kur’ân’a, güneşe, aya, beyaz buluta, meleklere, peygamberlere ve evliyâullaha şeytan rüyâda giremez. Nasıl ki su ateş sûretine, ateş su sûretine giremezse; hak ile bâtıl da sûret olarak karışmaz.
Cenâb-ı Allah, hak ile bâtılın ayrılmasını murad etmiştir. Bu ayrımın en ince tecellîsi rüyâ âleminde görünür. Resûlullah ﷺ buyurur:
“Allah, Ruh Aynasında Rubûbiyyet sıfatıyla tecellî eder.”
Bu tecellî tasavvufta “tıfl-ı meânî”, yani mânâlar çocuğu olarak isimlendirilir. Bundan dolayı Efendimiz ﷺ:
“Rabbimi güzel bir genç sûretinde gördüm.” buyurmuştur.
Bu, Zât-ı İlâhî değildir; Allah bundan münezzehtir. Bu, görenin istidadına göre yaratılan bir tecellîdir.
Resûlullah da rüyâda herkese istidadı nispetinde görünür. Tıpkı gözlük numarası gibidir bu hâl. Temizlik arttıkça görüş netleşir. İtaat arttıkça sûret kemâle yaklaşır. Kim rüyâsında Resûlullah’ı görmüşse, muhakkak görmüştür; fakat kendi aynasının parlaklığı kadar görmüştür.
Bu sırdan dolayı büyükler demiştir ki:
“Resûlullah’ı rüyâda gördüğünü kimseye anlatma; aynanın buğusunu bozarsın.”
Sütün üzerindeki kaymak gibi… Bir yeri bozulursa, artık tamamı fark edilir.
Tarih de bu sırların şâhididir. Sultan II. Murad, Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri’nden İstanbul için himmet ister. Büyük velî, cep defterine bakar gibi bir an tefekküre dalar ve buyurur ki:
“Bu şehri sen alamazsın. Ne ben görürüm, ne sen. Ama beşikteki şehzâden ve yanımdaki Molla Akşemseddin alacaktır.”
Zaman gelmeden kapı açılmaz. Her fethin bir vakti vardır.
Resûlullah ﷺ asırlar öncesinden haber verir:
“Konstantiniyye elbet fethedilecektir. Onu fetheden emir ne güzel emirdir; onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”
Bu fetih, yalnız kılıçla değil; ibadetle, velîlerle, secdeyle, feyzle gerçekleşmiştir. Çünkü Allah, iman zevkini farz ibadetlerin içine depo etmiştir. Feyz arayan, ibadetten kaçamaz.
“Biz Hakk’a erdik, ibadete lüzum kalmadı” sözü, tasavvuf değil; aldanıştır. İbadetten müstağni olunacak hiçbir makam yoktur. İbadet, ancak mezarda biter.
Ve sohbetin özü şudur:
Allah sevgisi idrakten doğar.
İdrak arttıkça muhabbet artar. İdrak cihazları farklıdır ama bütün idraklerin birleştiği tek sevgi Allah sevgisidir.
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: