Pırpır Arı
Автор: bir Ümit var
Загружено: 2026-01-30
Просмотров: 22
Описание:
Güneş, Bin Çiçek Vadisi’nin üzerinden ağır ağır yükselirken, vadinin en yaşlı meşe ağacının gövdesine kurulmuş olan Altın Petek Kovanı’nda hareketlilik çoktan başlamıştı. Binlerce işçi arı, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kanatlarını ısıtıyor, Kraliçe’nin günlük talimatlarını bekliyordu. Bu kovanda düzen her şeydi. Herkesin bir görevi vardı: Kimisi temizlik yapar, kimisi larvaları besler, kimisi de gün boyu çiçek özü toplamak için kilometrelerce uçardı.
Ancak bu disiplinli kalabalığın içinde, diğerlerinden biraz farklı olan biri vardı: Pırpır.
Pırpır, aslında kovanın en hızlı uçan arılarından biri olabilirdi. Kanatları parlak ve güçlüydü. Fakat onun aklı sadece çiçek özünde değil, o özü toplarken rüzgarın yapraklarda çıkardığı seste, dere şırıltısının ritminde ve kalbinde sürekli yankılanan o eşsiz melodideydi.
Diğer arılar, çiçeklere konduklarında sadece "Vızzz! Vızzz!" diye monoton bir ses çıkarırken, Pırpır farkında olmadan mırıldanmaya başlardı:
"Güneşin sarısı, çiçeğin balı,
Oynasın rüzgarda çınarın dalı!
Hadi aç yaprağını, ver bize özü,
Gülsün doğanın o güzel yüzü..."
O sabah, Kovanın Baş Denetçisi olan sert bakışlı ve iri cüsseli Vızvız Bey, polen toplama sırasına giren arıları tek tek kontrol ediyordu. Sıra Pırpır’a geldiğinde, Pırpır hafifçe dans ederek ve kendi yazdığı küçük bir melodiyi mırıldanarak ilerliyordu.
Vızvız Bey, sertçe önüne geçti:
"Pırpır! Yine mi o garip sesler? Bak arkadaşlarına, hepsi ciddiyetle işine odaklanmış durumda. Biz burada sanat yapmıyoruz, biz burada kış için hazırlık yapıyoruz! Boş işlerle vakit kaybediyorsun."
Pırpır mahcup bir şekilde başını öne eğdi:
"Ama Vızvız Bey, şarkı söyleyince kanatlarım daha az yoruluyor sanki. Çiçekler bile şarkımı duyunca daha çabuk açıyorlar, ben öyle hissediyorum."
Vızvız Bey kahkahalarla güldü, diğer bazı arılar da ona katıldı. "Çiçekler ve şarkı mı? Saçmalama! Çiçekler topraktan beslenir, sesten değil. Şimdi derhal Kuzey Yamaçları’ndaki lavanta tarlalarına git ve gün batımına kadar bacaklarındaki polen keselerini tamamen doldurmadan dönme. Ve sakın... Sakın o gereksiz gürültüyü çıkarma!"
Pırpır, kalbi biraz kırık bir şekilde havalandı. Kanatlarını çırparken Vızvız Bey’in dediğini yapmaya çalıştı. Sadece düz bir "Vızzz" sesi çıkarmaya zorladı kendini. Ama bu çok sıkıcıydı! Gökyüzü bu kadar maviyken, papatyalar aşağıdan ona el sallarken sessiz kalmak imkansız gibiydi.
Kuzey Yamaçları’na vardığında, lavantaların bu sene biraz solgun ve boynu bükük olduğunu fark etti. Diğer arılar şikayet ederek çalışıyor, "Bu çiçeklerden çok az öz çıkıyor, bugün işimiz çok zor," diye söyleniyorlardı.
Pırpır dayanamadı. Etrafına bakındı, kimsenin onu tam olarak duymayacağından emin olduğu bir kuytuya geçti ve en sevdiği neşeli bestesini mırıldanmaya başladı. Sesi yavaş yavaş yükseldi, lavantaların mor başlıkları arasında yankılandı. İşte o an inanılmaz bir şey oldu: Pırpır’ın şarkı söylediği bölgedeki lavantalar, sanki görünmez bir müzikle uyanmışlar gibi dikleşmeye başladılar.
Pırpır şaşkınlıkla durdu. "Acaba hayal mi görüyorum?" diye düşündü. Ama hayır, o şarkı söyledikçe lavantalar daha taze kokmaya, daha canlı görünmeye başlıyordu. Üstelik Pırpır da o kadar neşelenmişti ki, normalde iki saatte dolacak polen keseleri, sanki bir sihirle on dakikada dolmuştu.
Pırpır, lavantaların şarkısına verdiği tepkiyi hayretle izlerken, hemen arkasındaki bir çalıdan hafif bir pırıltı yükseldi. Bir çift devasa, turuncu ve siyah desenli kanat ağır ağır açıldı. Bu, bölgenin en yaşlı ve en gezgin canlısı olan Kral Kelebek Azur’du. Azur, yıllardır binlerce kilometre uçmuş, onlarca krallık görmüş ve doğanın gizli dillerini öğrenmişti.
"Şaşırmana gerek yok küçük arı," dedi Azur, sesi kadife kadar yumuşaktı. "Doğa, sadece suyla ve güneşle büyümez. Doğa, ruhla ve uyumla büyür. Sen o şarkıyı söylerken sadece ses çıkarmıyordun; sen evrenin ritmine eşlik ediyordun."
Pırpır heyecanla kanat çırptı. "Yani çiçekler gerçekten beni duyuyor mu Azur? Kovanımızdaki büyükler bunun boş bir iş olduğunu, sadece vakit kaybettiğimi söylüyorlar."
Azur, uzun antenlerini hafifçe titreterek gülümsedi. "Onlar sadece maddeyi görürler Pırpır. Balın miktarını sayarlar ama balın içindeki neşeyi fark etmezler. Oysa senin bu 'kanat melodin' aslında çok eski bir mucizenin parçası. Kadim zamanlarda arılar sadece bal yapmaz, doğanın orkestra şefliğini yaparlarmış. Ancak zamanla herkes çok çalışmaya ve sadece 'daha fazla' üretmeye odaklandığı için o sihirli frekans unutulmuş."
Pırpır tam bir soru daha soracakken, gökyüzünün rengi aniden değişti. Güneş tam tepedeyken, garip, grimsi bir sis tabakası vadiye doğru çökmeye başladı. Çiçekler aniden yapraklarını kapattı, kuşların sesi kesildi. Bu doğal bir bulut değildi; sanki havadaki tüm neşe ve enerji bir anda çekilmiş gibiydi.
Повторяем попытку...
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео
-
Информация по загрузке: